Neler Yeni

Fantastik Edebiyatın Zorlukları

ELFDaily 

#code
Yönetici
Nedir bu eserleri okunmaya değer kılan? Bazen eleştirildiği gibi boş bir oyundan ibaret midir fantastik? Yoksa insanların bu kadar tutkuyla sarıldıkları bu anlatılara bizi çeken nedir? İnsanı fantastik öyküler yazmaya ve okumaya ne itiyor?
Aslında edebiyat hangi bağlamda anlamlı ve gerekliyse fantastik de o bağlamda anlamlı ve gereklidir deyip çıkabiliriz işin içinden. Acılarımızı teselli edecek dünyayı ve başkalarını anlamımızı ve kendi tecrübelerimiz üzerine daha derin bir düzlemde düşünmemizi sağlayacaktır edebiyat. Tolkien bir keresinde mitoloji ve peri masallarını yalanlar olarak tanımlamış bir adama yazdığı mektupta fanteziyi doğal bir insan etkinliği bir insan hakkı ve Yaratıcıyı taklit etmenin bir parçası olarak gördüğünü şöyle ifade ediyor:
“…
Her ne kadar dünyanın tüm çatlaklarını
Elfler ve Goblinlerle doldurmuş olsak da
karanlıktan ve ışıktan Tanrıları
ve onların evlerini inşa etmeye cesaret etmiş
ve ejderlerin tohumlarını ekmiş olsak da -
bu bizim hakkımızdı.
(yerinde ya da yanlış kullanılmış)
Bu hak azalmadı: hâlâ içinde
yaratıldığımız yasayla yaratıyoruz.”
Tolkien ayrıca yaygın bir eleştiriye karşın fantezinin usdışı bir etkinlik olmadığı ussal olduğunu da ekler. Eğer der insanlar gerçekten kurbağalarla insanları ayırt edemeyecek olsalardı kurbağa-krallar hakkındaki masalları yazmazlardı. Fakat bazı insanların fantazinin cezbedici gücünden hoşlanmadıklarını da iğneleyici bir dille ekler. Ona göre bu insanlar Birincil Dünya dedikleri dünyalarına müdahale edilmesinden hiç hoşlanmazlar. “Gerçeğin” ve “aklın” yılmaz savunucuları olarak görürler kendilerini. Masallar mitler ve fantaziler ise saçma ve hattâ gerici uğraşlardan başka bir şey değildir. Bir bakıma bunlarda fantastik dış kabuğu kırabilecek ve yumurtanın içini tadabilecek yetenek ya da ilgi yoktur diyebiliriz. Bu yüzden orada fantastik bir biçime bürünmüş öykünün anlatmak istediğini gözden kaçırırlar. Dolayısıyla iyi bir fantazi metninin neredeyse her zaman iyi bir yolculuk metni olduğunu da gözden kaçırırlar. Buradaki yolculuktan kastım hem öyküde okuduğumuz görünür yolculuk hem de bununla bağlantılı olarak kavradığımız eşlik ettiğimiz içsel yolculuktur. Psikanalitik eleştiriden destek alarak şunu iddia edebiliriz kolaylıkla: fantastik yolculuklar dolaylı olarak bizim kişisel bilinçdışı yolculuğumuzun forlarıdır.
“Büyük fanteziler mitler ve masallar gerçekten de rüyalara benzer; bilinçdışından bilince seslenirler bilinçdışının diliyle simgeler ve arketiplerle. Kelimeleri kullansalar da müzik gibi işlev görürler; sözel akıl yürütmeyi devre dışı bırakıp doğruca söylenemeyecek kadar derinde yatan düşüncelere giderler. Hiçbir zaman tam olarak aklın diline tercüme edilemezler; onların anlamsız olduğunu ancak Beethoven’in Dokuzuncu Senfonisini de anlamsız bulan bir Mantıksal Pozitivist iddia edecektir. Oysa son derece anlamlıdırlar ve ahlak açısından içgörü açısından ve büyüme açısından faydalı ve pratiktirler.”
Le Guin
Fantastik kahraman(lar)ın çıktığı yolculuk o yolculukta geçtiği aşamalar bilinçdışı yolculuğumuzun parçalarıdır hep. Önemli bir karşılaştırmalı mitoloji uzmanı olan Joseph Campbell bu yolculuğun aşamalarını belirliyor ve buna monomit diyor. Ona göre bunun üç temel aşaması var: ayrılma-erginlenme-dönüş. Bunu basitçe şöyle ifade ediyor:
“Bir kahraman olağan dünyadan doğaüstü tuhaflıkların bölgesine doğru yola çıkar; burada masalsı güçlerle karşılaşır ve kesin bir zafer kazanılır; kahraman bu gizemli maceradan benzerleri üzerine üstünlük sağlayan bir güçle geri döner.”
Burada sözü edilen kahraman ister Beowulf ister Sigurd ister Gawain ister Buda olsun fark etmez. Hatta amacımıza da uygun olarak Frodo yahut Gedyahut Titus da olabilir. Joseph Campbell’ın bu basit çevirimi eğilip bükülerek ya da hatta bazen başarısızlığa uğrayarak sürekli karşımıza çıkar. Modern fantastik edebiyat mitler ve masallar gibi bu döngüyü -daha sentetik bir yolla olsa bile- tekrar etmeye çalışır. Yolculuğun her aşaması bizim içsel yolculuğumuza dair karmaşık anlamlar taşır. Kendi yolculuğumuzu aydınlatan bir kandil yahut bir ayna oluverirler.
“Hiçbir tereddüt olamaz: Daha önceki kuşakların mitolojik ve dinsel miraslarının simge ve ruhsal araştırmalarının rehberliğini aldığı ruhsal tehlikeleribizler (inançsızlar olduğumuzdan ya da inançlıysak eğer bize kalan inançlar çağdaş yaşamın gerçek sorunlarını karşılamakta yetersiz kaldığından) yalnız başımıza ya da en iyisi deneyerek hazırlıksız ve genellikle iyi bir rehber bulamadan aşmak zorundayız. Bu bizim gibi bütün tanrı ve şeytanların akılcılaştırılarak yok edildiği modern “aydınlanmış” bireylerin sorunudur. Yine de bize kalabilmiş olan ya da dünyanın dört bucağından toplanmış mit ve efsaneler bolluğunda bizim hâlâ insan olan yönümüzden bir şeyler bulabiliriz.”
diyor başka bir yerde Joseph Campbell.
Çağdaş fantastik yazın bu unutulmuş içsel yolculukta bir rehber olmaya adaydır. Çünkü cesaret aldığı kökler mitler ve masallardır onlarla birlikte insanın tarihini kateder. Ünlü makalesinde
“Peri masallarının tarihi insan ırkının fiziksel tarihinden daha karmaşık ve en az insanlık dilinin tarihi kadar karmaşıktı.”
derken Tolkien bu kadimliğe değinir.
Fantastik yolculuk ki bu çoğu zaman bir arayış macerası olarak ortaya çıkar(quest) öyle kolay çıkılabilir bir yolculuk değildir. Kapıdan dışarı adım atmak zor iştir çünkü yolun nereye çıkacağı bilinmez. Bu yüzden kahramanlar her zaman gönüllü değillerdir. Sözgelimi Frodo da çok gönüllü bir kahraman sayılmazdı ama bir gün yaşlı bir rehber gölgelerden çıktı ve ona içinde bulundukları tehlikeye dair kıymetli öğütler verdi. Bu öğütlerdeki bilgeliği ve kendine düşeni fark edebildiği için Frodo o kapıdan dışarı adım atabilmiştir.
“Kahraman yapılması uygun olanı gören kişidir.”
Yolculuk çok zordur pek çok engebe ve tuzak vardır üzerinde ama eğer başarılı olunursa patikanın sonuna Kıyamet Çatlakları varılacaktır. Oraya varmadan döngü tamamlanamaz. Mit ve masallarda arayışın bir noktasında böylesi bir yer altına iniş ya da cehennemî bir sona ulaşmak içkin bir içsel keşfin oradan çıkış da yenilenmenin forları olarak okunur genellikle. Gün ışığına tekrar çıktığınızda artık eski kişi değilsinizdir. Öz keşfinizi tamamlamış ve kendi karanlık yanınızla yüzleşmiş olarak başka bir kimlik kazanmışsınızdır âdeta. Frodo -dokuz parmaklı Frodo- eski Frodo değildir artık. Shire’lı Frodo olamaz o:
“Yaralıyım” diye cevap verdi Frodo “yaralı; asla tamamen iyileşmeyeceğim.”
Bu neviden arketipsel ya da psikanalitik çözümlemeler bir yana peki fantastiğin bir kaçış edebiyatı olması eleştirilerine ne demeli? Doğrusu Tolkien üzerine çullanan bu nitelemeden çok da rahatsız olmamıştır. Aksine o işin tüm boyutlarının farkındaydı peri masalının ve fantezinin ana işlevlerinden birinin kaçış olduğunu iddia eder ve kaçışa yüklenen olumsuz anlamları reddeder. Bir yazısında şöyle diyecektir:
“Geçmişten gelen hikayelerin çoğu insanların elleriyle yaptıkları eserlerden zevk aldıkları zamandan bir çok insanın insan yapımı şeylerden iğrendiği zamanımıza kadar sağ kalışlarından doğan bir çekicilikle sadece “kaçışçı” olmuşlardır.”
Ona göre
“Motorlu arabaların insan başlı atlardan ya da ejderlerden daha gerçek olduğu görüşü tuhaftır ve atlardan daha gerçek oldukları görüşü ise acınacak derecede saçmadır.”
Sonra da ekler:
“Peri masalları gökte uçan ya da derinlerde yaşayan canavarlar icât ediyor olabilir ama en azından cennetten ya da denizden kaçmaya çalışmıyor.”
Peşinden daha cesur bir hamle yapar:
“Peri masalı okurunun ve yaratıcısının artık kullanılmayan çok eski şeylerden “kaçış”tan: sadece ejderleri değil atları şatoları yelkenli gemileri okları ve yayları; sadece elfleri değil şövalyeleri kralları ve rahipleri de tercih etmekten utanmaları gerektiğini sanmıyorum…”

Evet böyle der çünkü karşısına dikilmiş dünyanın fabrikaları petrol rafinerileri silah sanayisi borsaları politikacıları sefil ve karanlık varoşları ve yalancı ve neon ışıklı metropolleri özde bu saydıklarından daha gerçek değildir. Modern fantastik edebiyat başarılı olduğunda en derinde böylesi bir hayal kırıklığını yansıtır. William S. Burroughs bunu şöyle ifade ediyor:
“Büyülü ortamlar yerle bir oluyor. Artık Orman Parkında Yeşil Ren Geyiği yok. Melekler tüm kovukları terk ediyor içinde Tek Boynuzlu Atın KocaayağınYeşil Ren Geyiği’nin bulunduğu ortam giderek azalıyor tıpkı yağmur ormanlarında yaşayıp soluk alan diğer yaratıklar gibi. Ormanlar motellere Hilton’lara ve McDonalds’lara yer açmak için yok olurken tüm büyülü evren yok oluyor.”
Tolkien işte bu yüzden fantezideki bu kaçışı teselliyle de ilişkilendirmiştir. İçine düştüğü çağda insanın teselliye duyduğu ihtiyacın farkındadır. Büyük mücadelelerin ve tüm kayıpların sonunda en azından teselli edici bir mutlu son olmasını gerekli bulmuştur anlatılarında.
Ayrıca Tolkien insanların doğal şeylerle ilişkilerini onlara bakış açılarını değiştirmelerinde fantezinin yüreklendirici olduğunu düşünür. Bu anlamda mülkiyetçi olmayan bir bakış açısından yola çıkar. Çünkü sahiplenmek etrafımızdaki dünyayı gerçekten görmemizi engeller ona göre. Profesör Tom Shippey’in üzerindeki etkisi buna örnektir:
“Tolkien beni bir gözlemciye dönüştürdü. Tolkien insanları kuş izleyicilere ağaç görücülere çalı tutuculara dönüştürür.”
Fakat kaçış her zaman gerçekten anlamlı mıdır? Her zaman sizi içine çeken bataklıklardan bir sıyrılma işlevi görebiliyor mu acaba? Elbette hem nefret ettiğimiz hem de mahkûmu olduğumuz bir yerden kaçmak hakkımızdır ama sık sık kaçtığımız yerlere şöyle bir bakmalıyız? Acaba hedefimiz çıkış noktamızdan daha iyi mi her zaman? Le Guin’in bilim-kurgu hakkındaki bir yazısında dikkat çektiği gibi ya yaptığımız sahtelikten değil de sahteliğe kaçışsa. Başarılı fanteziler ya da bilim-kurgularda kaçışın bir anlamı vardır daha iyi bir yeri amaçlarlar fakat bu öykülerin dışında kalan ve çok daha popüler olan diğer öykülerin barındırdığı sorunları görmezden mi geleceğiz? Çünkü sanıyorum bunlar bizi çok da anlam taşımayan kayda değer bir şeyler öğrenmenin mümkün olmadığı yapay ilişkilerle dolu tam anlamıyla boş bir dünyaya kaçırıyorlar. Kaçtığımız her şey başka bir yüz başka bir makyajla karşımıza dikiliyor orada.

Fantastiğin başka bir özelliği de ilk olarak Rus biçimcilerinin temelini attığı bir terimde yatıyor. Ostranenie(alışkanlığı kırma) diye bilinen bu terim daha sonra Brecht’in verfremdung kavramının da öncülüdür. Burada asıl olan edebiyat eserinin gerçeği olduğu gibi yansıtmayıp onu daha farklı okurun kavrayışını tazeleyecek biçimler altında sunmasıdır. Başka bir açıdan Brecth’in yabancılaştırma efektinin inceliği de buradadır. Denildiği gibi bu “hipermetroplaştıran bir dünyaya karşı şifadır; uzağa belirli bir mesafeye koyarak görmemizi sağlamanın yoludur.” Buradan tekrar fantastiğe dönersek; naturalist edebiyatta görüngüzel dünyanın sınırları içinde sürekli anlatılmış sürekli yakında gördüğümüz ve bu yüzden artık odak olmaktan uzaklaşanzihnimizde silikleşen etkisini yitiren uyuşuk bir olguyu fantastik biçimlere sokarak anlatmak bir anlamda onu uzaklaştırmaktır bu da okur tarafından daha net fark edilmesini ve üzerine düşünülmesini sağlayacaktır. Örneğin Ged üzerinden düşünürsek; Yerdeniz Büyücüsü’nde anlatılan temel olgu kişinin bilinçdışı ile yüzleşmesi ve büyümesidir. Pek çok kez işlenmiş bir anlatı ama bunu imgelemi zorlayan bir hâle sokup Ged ve gölge üzerinden fantastik bir macera içinde anlattığınız zaman yani olguyu koruyup şekilleri yabancılaştırdığınız zaman bu olguya daha net bir parmak basarsınız. Meraklı okur bu fantastik örtünün altında ne olup bittiğini anlayabilmek için bir çaba sarf eder ve bu sayede sürekli uyanık kalır. Sonunda Ged dünyanın ucunda gölgeye dönüp ona kendi adıyla “Ged” diye seslenince işte o zaman en uyanık olduğunuz ândır.
Yine bununla bağlantılı olarak bu fantastik yapı bizi bir öykü anlatırken içine düşebileceğimiz bir takım somut sıkıntılardan da kurtarır. İlk Türkçe fantastik kurgu serisi olan Perg Dörtlemesinin yazarı Barış Müstecaplıoğlu bir röportajında buna işaret ediyor ve diyor ki:
“Fantastik kurguyu özel yapan en azından benim için özel olmasını sağlayan belirli bireyler olaylar ya da milletleri örnek göstermeden tamamen olgular üzerinde durabilme özgürlüğü tanıması.”
Eğer güncel siyasal konjonktür sosyo-kültürel yapı tarihsel çerçeve anlatacaklarımızı gerçekçi bir kurmaca içinde istediğimiz serbestlikte anlatma imkânı vermiyorsa fantastik edebiyat bizi bu dertten rahatlıkla kurtarabilir.


 

Üst Alt