Neler Yeni

Kafka’nın Karamsar Estetiği ve Weird Tales

ELFDaily 

#code
Yönetici
20. yüzyıla baktığımızda karşımıza klasik fantastiğin örgüsünü ters yüz eden Kafka kişisi çıkar ilkin. Franz Kafka’da kendi kuramı doğrultusunda fantastiğin bittiğini iddia ediyor Todorov. Bunu açmadan evvel neden 19. yüzyılda klasik fantastik türün yaygın olduğuna dair görüşe bir bakalım. Todorov fantastiğin pozitivist bir çağa 18-19. yüzyıla tepki olduğunu söyler. Çünkü bu pozitivist çağda gerçek ve gerçekdışı kendi ayrı hatlarına çekilmiş ve kavgalı durumdadır. 20. yüzyıla geldiğimiz de ise bu çatışma artık eskiye oranla bir yüksek gerilim hattı oluşturamayacaktır.
Peki Kafka bu ortamda ne yapıyor dersiniz? Kafka üstte söylediğimiz gibi ters yüz ediyor. Hatırlarsak yukarıda fantastik etkinin gerçek dünyaya olağanüstü bir olgunun zuhur etmesi ve bunun nasılı ve ne idüğü hakkında belirgin bir kararsızlık oluşması neticesinde ortaya çıktığını anlatmaya gayret etmiştik. Klasik fantastikte öykü genelde giderek daha olağanüstü bir biçime bürünür ve sonuçta da ya olağanüstüyü kabul ederek ya da aslında öyle olmadığını göstererek neticelenir. Kafka’da işler tam olarak böyle yürümez. Kafka’nın öykülerinde hemen başlangıçta ortaya çıkan olağanüstü bir olgu kısa zamanda olağan bir olguya dönüşür. Adı Dönüşüm (Die Verwandlung) olan ve aslında edebiyattaki bir dönüşümü de ifade eden öyküsüne şöyle bir bakarsaköykünün en başında şu fantastik giriş cümlesiyle karşılaşırız örneğin:
“Huzursuz edici rüyalarından uyandı bir sabah Gregor Samsa ve kocaman bir böcek haline gelmiş buldu kendini.”
Olağanüstü durum pat diye karşımızdadır ve bir kararsızlığa yer bırakmayacaktır. Dolayısıyla burada Todorov’un anladığı biçimde kararsızlık hâli yani fantastik bir anlatı yoktur. Daha ötesi geniş anlamda da bir edebi dönüşüm vardır. Gregor Samsa içine düştüğü durumu çok tuhaf karşılamaz. Ne yeterince bir şaşkınlık ne bir panik gözlemleriz. Sadece o değil aile efradı ve toplumdaki diğer insanlar da olaya olması gerektiği gibi tepki vermezler. Sanki bir sabah uyanıp hamamböceğine dönüşmek sıradan bir olaymış gibi tepki alır. Kafka’nın anlatısının tuhaflığı ve tekinsizliği tam da buradadır işte. Aynı şey örneğin Şato adlı tamamlanmamış romanında da mevcut. Orada da kadastrocu olarak geldiği köyde olan biten acayipliklere garipsenecek derecede uyum gösteren bir kişi vardır elimizde. Kısacası Kafka fantastik durumları sıradanlaştırmanın estetiğini inşa etmiştir diyebilir miyiz? Sanırım diyebiliriz ama en son okuduğum bir anısında Kafka’nın buna belirli itiraz geliştirdiğine ve meseleyi biraz farklı anladığına rastladım. Ona göre kendi anlatılarını mucizeleri alışılmış olaylara dönüştüren anlatılar olarak görmek yanlış çünkü diyor:

“Bizim sıradan diye nitelediğimiz şey bir mucizedir aslında.”
Bu tespit daha da ilginçleştiriyor her şeyi. Demek ki -tam da bu paragrafın başındaki açıklamalara uygun olarak- Kafka’ya göre olağan ve olağanüstü diye bir ayrım esasen gereksizdir. Bu tavır onda hayat karşısındaki belirgin bir karamsarlığın ve sıkıntının yansıması olarak ortaya çıkar. Kafka’da olan bitenler Albert Camus’nün Yabancı adlı romanında olan bitenlere benzer biraz. Bu saçma dünyada en şaşırtıcı şey bile yeterince şaşırtıcı olma özelliğini çoktan kaybetmiştir der bir anlamda.
Böylece Kafka klasik fantastik yazını kendi adına dönüştürdü denilebilir velâkin Kafka’yı aynı Borges gibi sadece bir fantastik edebiyat yazarı olarak görmenin mümkün olmadığını da belirtmeliyim.
20. yüzyıldaki tek değişim Kafka’nın anlatısı değildi elbette. Weird Tales adlı kült dergi bünyesinde fantastik edebiyat bugün dönüştüğü biçimin öncülerini vermiştir. 1923 yılından itibaren bu dergi bünyesinde pek çok tanınmış yazar fantastik edebiyatın en tekinsiz en olağandışı öykülerinden pek çoğunu yazdılar. Bunların arasında en başta elbette H. P. Lovecraft gelmekte. Lovecraft klasik fantastik örgüyle yazan bir yazardı. Yani temaları bilindik gerçekliğin içine kuvvetli bir gizemin dahil oluşu ile kurulmuştur. Onu unutulmaz yapan şeyse üslûbunun dehşet duygusunu yansıtabilme gücüdür. Ve tabiî Lovecraft hiçbir selefinin yapamadığı biçimde fantastik öykülerden bir kozmoloji kurmayı da başarmıştır. Cthulhu mitosu diye bilinen ve yaklaşık bir düzine öyküden oluşan bu mitsel korku öyküleri dünyanın insan öncesi hâlinin kudretli ve korkunç sahiplerinden dem vururlar.
Lovecraft bazı okurlar tarafından sık sık betimleme gücü yetersiz bir yazar olarak düşünülüyor. Aslında dile çok önem veren bir yazar(çünkü asıl atmosferi üslûp kurar ona göre) ve gerektiğinde uygun betimlemeler yapabiliyor. Yalnız özellikle bazı öykülerinde korku öğesi yaratıkları ayrıntıları ile tasvir etmeyi bir yana bırakmış ve daha çok o yaratığın karakterler üzerinde bıraktığı anlık izlenimleri kaleme alarak bir terör duygusu uyandırmaya çalışmıştır(ki bunun pozitif bir etki doğurduğu söylenebilir). Lâkin bunu yaparken bazen basmakalıp ifadelerin tuzağına düşebildiği de bir vakıa.
Ayrıca bu noktada Poe ve Lovecraft’ı gotik öykünün iki büyük yazarının tarzlarını karşılaştırmak isterim. Poe şüphesiz Lovecraft’tan çok çok daha ince ve entelektüel bir yazardı ama iki yazarın yansıttıkları dehşet hissini birbirinden ayıran en temel nokta ikisinin buna dair tarzlarındaki temel farklılıklardır. Korkunun kaynağını ikisi farklı şeylerde bulmuştur denebilir. Lovecraft onu çoğu zaman doğaüstü olgularda aramıştır. Öyküleri 20. yüzyıl insanının kaybettiği gizemin kötücül yanına odaklanmıştır hep. Karakterleri genelde bu kontrolden çıkmış doğaüstü olguların karşısında hayret ve korkuya düşmüş pısırık kimselerdir. Lovecraft’ın dünyası unutulmuş ve bilinmeyen bir geçmişin tehlikeli izlerinde yürüdüğümüzü işaret eder bize. Bu yüzden insanın algı düzeyinden doğan çevresi ile bağlantı kurma yetersizliğini yeryüzündeki en merhametli şey ilân etmeye kadar varmıştır Lovecraft. Poe ise yukarıda dikkat çektiğim üzere dehşeti insan ruhuna özgün bir şey olarak görmüş ve öykülerini de insanın psikopatolojisi üzerine kurmuştur. Onun karakterleri sonuçta kendi korkularının ve suçlarının meydana çıktığı o amansız farkediş anında ya çılgın kahkahalar atarlar suratlarımıza ya da dipsiz bir melankolide boğulup giderler. Berenice adlı öyküsü İbni Zeyyat’ın son derece hüzünlü ve masumane bir sözünden yola çıkar:
“Arkadaşlarım bana sevgilimin mezarını ziyaret edersem acılarımın hafifleyebileceğini söylediler.”
Ama sonra görürüz ki bu masumane söylem takıntılı bir zihnin elinde bir dehşete dönüşüverir. Sözün özü Poe’da kötülük doğaüstü durumların yarattığı bir olgu değildir bizzat insanın içkin potansiyelinin bir ürünüdür.
Burada durup öykümüze devam edelim; Lovecraft dışında Weird Tales bünyesindeki başka bir önemli isim de Cimmeria’lı Conan öyküleri ile Kılıç ve Büyü türünün en güzel örneklerini veren R. E. Howard’dır. Adını daha sonraları Fritz Leiber’dan alan Kılıç ve Büyü (Sword and Sorcery) türü Howard’ın öyküleri ile popkült hale gelmiştir. Conan çizgi romandan sinemaya kadar yayılmış ve büyük bir hayran kitlesi edinmiştir bu süreçte. Özellikle sinemada iki film boyunca Arnold Schwarzenegger’in canlandırdığı Conan filmlerinin fantastik filmler arasında son derece başarılı yapıtlar olduğunu söylemek gerek. Sonuçta sandaletli ayaklarıyla kralların tahtlarını ezme düşüncesi ile kafayı bozmuş olan Conan adı tüm fantastik kahramanların en bilineni haline gelmiştir.
Kılıç ve Büyü öyküleri temelde bir fantastik tarih yazımına dayanır. Kökleri bu dünyaya ait olan ama unutulmuş karanlıkta kalmış çağların kılıç ve büyüyle parıldayan biraz kaotik öyküleridir bu öyküler ve bu hâlleriyle modern fantastik yazına sadece bir adım bırakırlar. Tarih yazımı deyince sözgelimi Howard’ın öykülerinde geçen Kimmerya antik dönemde Karadeniz’in kuzeyinde Azak denizi kıyısındaki bir coğrafyanın adıydı ve bugünkü Kırım ismi onlardan gelir. Ayrıca Azak’ı Karadeniz’e bağlayan Kerç Boğazı Kimmerya Boğazı diye de bilinir. Kimmeryalılar savaşçı göçebelerdi ve İÖ 8. yüzyılda Anadolu’yu işgâl ettiklerine dair rivayetlere bile rastlanmaktadır. Yine Karadeniz’in kuzeyinde yaşayan Hiperborealılar antik dönemin uygar ülkelerinde efsanelerle süslü olarak biliniyorlardı.

Weird Tales bağlamında son olarak Kara Fantazya’nın üç büyük isminden biri ve en az Lovecraft ya da Howard kadar becerili bir yazar ve çok yönlü bir sanatçı olan Clark Ashton Smith Frank Belknap Long Seabury Quinn ve diğer başka pek yazardan bahsedebiliriz.
 

Üst Alt