Neler Yeni

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)

ELFDaily 

#code
Yönetici



KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ


İngiliz İşgali ve İdaresi: Doğu Akdeniz’de Mısır ve Hindistan yolunda önemli bir stratejik mevki olan Kıbrıs XIX. yüzyılda Batılı devletlerin ilgisini çekmeye başladı. Özellikle Hindistan yolunu güvenlik altına almak isteyen İngiltere Kıbrıs’ı ele geçirme siyaseti izledi. 1877-1878 savaşından mağlûp çıkan Osmanlı Devleti’nin Ruslar’la Ayastefanos’ta yaptığı antlaşma Batılı devletlerin tepkisine yol açmış, bunun üzerine Berlin’de bir kongre düzenlenmesi kararlaştırılmış ve İngiltere Anadolu’ya yönelik muhtemel bir Rus istilâsına karşı Osmanlı Devleti ile savunma ittifakı yapacağı teminatını vererek Kıbrıs’ın bir askerî üs halinde kendisine bırakılmasını istemişti. Berlin Antlaşması’ndan önce 25 Mayıs 1878’de Kıbrıs’ın geçici olarak İngiltere’ye verilmesi, bunun mukabilinde Ruslar’a karşı bir savunma ittifakı oluşturulması teklifinde bulundu. Zor durumdaki Osmanlı hükümeti, 4 Haziran 1878’de İngiltere’nin fiilen adaya yerleşmesine zemin hazırlayacak olan anlaşmayı imzaladı. 1 Temmuz’da Sadrazam Saffet Paşa ile İngiliz elçisi Henry Layard arasında bir ek anlaşma daha yapılarak Kıbrıs’ın idaresi ve asker yerleştirilmesiyle ilgili şartlar açıklığa kavuşturuldu. Buna göre şer‘î mahkemeler müslüman halkın hukukî işlerine bakmayı sürdürecek, dinî vakıflara ait mallar İngiltere ve Osmanlı hükümetlerince tayin edilecek memur vasıtasıyla ortaklaşa yönetilecek, İngiltere idarî masraflar çıktıktan sonra gelir fazlasını her yıl Osmanlı hükümetine ödeyecek, bu rakam ortalama 22.936 kese üzerinden hesaplanacak, Osmanlı hükümeti Kıbrıs’ta bulunan devlet ve padişaha ait malları serbestçe işletebilecek, bundan sağlanan paralar ada gelirinden hariç sayılacaktı. Böylece Kıbrıs’taki statü Osmanlı egemenliğinin sürekliliği esasına dayandırılıyor, malî hak ve çıkarlarıyla Türk halkının hukukî düzeninin korunması güvence altına alınıyordu. Bu anlaşmalar 15 Temmuz 1878’de bizzat padişah tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi. Ancak anlaşma hususunda şüphe ve endişelerini sürdüren II. Abdülhamid, onayladığı metnin üzerine kendisinin egemenlik hak ve yetkilerine hiçbir zarar gelmemesi şartını eklemeye gerek görmüş, bu şart İngiliz elçisinin kendi devleti adına onaylayıp verdiği senette de aynen yer almıştı. Aynı gün Kıbrıs’ın İngiltere geçici idaresi altına girdiği resmen ilân edildi.

Bundan sonra İngiltere, adadaki yönetimini güçlendirmek için faaliyete geçip altı idarî bölgedeki Türk kaymakamlarının yerine İngilizler’i tayin etti; İngilizce, Türkçe ve Rumca idarede ve mahkemede resmî diller olarak ilân edildi. 14 Ağustos 1878’de yeni bir düzenlemeyle adanın idaresinde gerekli kanun ve nizamların İngiltere’nin hâkimiyeti boyunca kraliçe namına yürütülmesi de kabul edildi. Böylece hukukî alanda İngiliz hükümeti yetki sahibi oluyor, adada ticarî tekeli ele geçirme imkânına kavuşmuş bulunuyordu. Geçici İngiliz yönetimiyle hukukî haklarını korumak isteyen Osmanlı idaresi arasında uygulamada birçok problem çıktı. İngilizler adım adım anlaşmalara aykırı olarak Osmanlı hukukunu sınırlandırma yoluna gittiler. Türkler’in tapu haklarına, taşınmaz mallarına, vakıflara, padişahın şahsî mallarına ve devlet malına el uzatmaya başladılar. Adadaki Rum ahali de İngiliz yönetiminin desteğiyle eskiden işçi ve kiracı olarak çalıştığı vakıf ve devlet arazilerine el koyup kendi tasarrufuna geçiriyordu. Rumlar, daha sonra I. Dünya Savaşı arifesinde adanın Yunanistan’a katılması için bazı girişimlerde bulundular. I. Dünya Savaşı’nın başlaması ve Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi üzerine İngiltere 5 Kasım 1914’te Kıbrıs’ı resmen ilhak etti. Savaş süresince de Kıbrıslı Türkler’e yoğun baskılar uyguladı. 1915’te Bulgarlar’ın saldırısına uğrayan Sırplar’a yardım etmesi karşılığında adayı Yunanistan’a bırakacağını bildirdiyse de Yunan kralı bu teklifi reddetti. Millî Mücadele sonrasında imzalanan Lozan Antlaşması’nın 20. maddesi uyarınca Kıbrıs’ın İngiltere’ye ilhakı kabul edildi (1923). İngiliz idaresi altındaki Kıbrıs’ta Rumlar adanın Yunanistan’a katılması için çeşitli faaliyetlerde bulunmaya başladılar. İngiltere hükümeti, 1925’te Kıbrıs’ı krallık tacına bağlı bir koloni statüsüne dönüştürdü. 1931 yılı Ekiminde Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı için isyan çıktı. Vali konağı ve kaymakamlıklar yakıldı. İsyancı başpiskopos ve metropolitler adadan sürüldü, kilise 35.354 sterlin para cezasına mahkûm edildi, isyanı organize eden Yunanistan’ın Lefkoşe başkonsolosu Kyrou Kıbrıs’tan çıkarıldı. Bu olaylar karşısında İngiltere adada idarî bazı yeni düzenlemeler yaptıysa da bunlar tatminkâr sonuca ulaşmadı. Rumlar, piskopos Makarios’un ön ayak oluşuyla 15 Ocak 1950 tarihinde adanın Yunanistan’a ilhakı konusunda bir oylama (plebisit) yaptılar; % 96 oranında buna “evet” denildi. Türkiye ve İngiltere plebisiti tanımadı. Rum ve Yunanlılar, bu plebisite dayanarak Birleşmiş Milletler’e başvurup Kıbrıs halkına (Rumlar’a) selfdeterminasyon hakkı verilmesini istediler. Yunanistan’ın 1952 yılında Birleşmiş Milletler’e yaptığı bu müracaat karşısında Türkiye Cumhuriyeti Birleşmiş Milletler temsilcisi aynı hakkın Türkler’e de tanınmasını istedi. Birleşmiş Milletler ise selfdeterminasyon hakkı verilecekse her iki topluma da verilmesi kararını aldı. Kısa süre sonra Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak için EOKA adlı terör örgütü kuruldu ve 7 Mart 1953’te Atina’da Yunan hükümeti üyeleri, Makarios ve EOKA kumandanlığına getirilen Albay Grivas, EOKA andı içtiler. EOKA andı, her ne pahasına olursa olsun ilhakın gerçekleştirilmesi için savaşılacağını öngörüyordu. EOKA terör örgütünün malzemesi, silâhları, teçhizatı, eğitimi vb. Yunanistan tarafından sağlandı ve 1 Nisan 1955 tarihinde harekete geçildi. Grivas, “Dighenis” takma adıyla bir bildiri yayımlayarak iki düşmandan İngilizler’i savaşarak adadan kovacaklarını, Türkler’i ise imha edeceklerini, hedeflerinin ilhak olduğunu duyurdu.

ENOSİS’e karşı olan Türkler, EOKA hareketi üzerine İngilizler’in yanında yer aldılar. Ellerinde silâh bulunan Türkler ise sadece Türk polislerdi. EOKA, Türk polislerinin İngilizler’e yardım etmemesini, aksi takdirde öldürüleceklerini açıkladı. Nitekim 1957 Temmuzunda görev yapmakta olan bir polis vurularak öldürüldü. Bu durum karşısında Türk halkı da canını ve malını korumak için teşkilâtlanma ihtiyacını duyup 1 Ağustos 1958’de Türk Mukavemet Teşkilâtı’nı (TMT) kurdular. Ancak Türk Mukavemet Teşkilâtı, EOKA’ya kıyasla zayıf durumdaydı, bu sebeple 1955-1958 yılları arasında bütün adada Türkler EOKA’nın hedefi oldu; öldürmeler, yağmalar ve tahribat başladı, 6000 Türk mülteci durumuna düştü. Bunun üzerine İngiltere çeşitli toplantılar düzenledi ve RadCliffe anayasası hazırlandı, McMillan planı teklif edildi, fakat Rumlar ve Yunanlılar bunları kabul etmedi. 1 Ekim 1958 tarihinde McMillan planına göre Türkiye’nin temsilcisi Büyükelçi Burhan Işın Kıbrıs’ta fiilen ve resmen göreve başladı. Rumlar da adanın taksim edilmesi tehlikesiyle karşı karşıya gelindiği korkusu ile cumhuriyet kurulması yolundaki anlaşmaya rızâ gösterdiler. 11 Şubat 1959’da Zürih’te Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Dışişleri bakanları toplantısında cumhuriyetin kurulması kabul edildi. 19 Şubat 1959 tarihinde Londra’da yapılan toplantıya Rumlar’ı temsilen Makarios, Türkler’i temsilen de Türk toplumu lideri Fazıl Küçük katıldı ve Londra ile Zürih antlaşmaları imzalandı. Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Türk ve Rum tarafları eşit statüye sahip kılındı. Böylece fiilî İngiliz idaresi sona ermiş oldu.

Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti. Başpiskopos Makarios, 1959 Zürih ve Londra antlaşmalarını baskı altında zorla imzaladığını beyan etti. Bu antlaşmalarda yer alan esaslara göre Kıbrıs Cumhuriyeti anayasası, garanti ve ittifak antlaşmaları hazırlanmış ve Kıbrıs Cumhuriyeti 15-16 Ağustos 1960 gece yarısı resmen ilân edilmiş, böylece Kıbrıs’ta egemenlik Kıbrıs Türk ve Rum halkına devredilmiştir.

Antlaşma gereği 16 Ağustos 1960’ta 650 kişilik Türk alayı Magosa Limanı’na çıkarken 950 kişilik Yunan askerî birliği de Maraş civarında adaya çıkmıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Türkiye, Yunanistan ve İngiltere olmak üzere üç garantör devleti olmuştur. Türk halkı ada sathında yayılmış olarak yerleşmiş bulunduğundan selfdeterminasyon hakkını Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti lehine kullanmıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti’nde cumhurbaşkanı Rum, yardımcısı Türk, on bakandan üçü Türk, yedisi Rum ve temsilciler meclisinin % 30 üyesi Türk, % 70 üyesi Rum olmuştur. Kamu görevlerinde % 30-70 oranı bulunması kabul edilmiştir. Bu durumda Türk halkı bir azınlık olarak sayılmamış, fonksiyonel federatif sistem meydana gelmiştir. ENOSİS’i önlediği için Kıbrıs Cumhuriyeti’ni geçici bir safha olarak gören ve zafere ulaşmak için mücadeleyi sürdüreceğini açıklayan Makarios anayasanın tatbik kabiliyeti olmadığı tezini ortaya attı. Yunanistan’da Karamanlis’in iktidardan düşmesi, yerine de Zürih ve Londra antlaşmalarını “millî cinayet” olarak niteleyen Yorgo Papandreu’nun geçmesi Kıbrıslı Rumlar’ı cesaretlendirdi.

Zürih Antlaşması’na göre Kıbrıs’ta beş büyük kasabada “de facto” olarak mevcut olan Türk belediyelerinin resmen kurulması gerekiyordu. Ancak Makarios buna müsaade etmedi ve daha da ileri giderek anayasa mahkemesi, hareketinin anayasaya aykırı olduğuna karar verse bile mahkemenin kararını tanımayacağını bildirdi. Böylece cumhurbaşkanı anayasayı tanımayacağını ilân etmiş bulunuyordu. Alman E. Forsthoff başkanlığında bir Rum ve bir Türk hâkimden oluşan anayasa mahkemesi 25 Nisan 1963’te Türk tarafı lehine karar verdi. Bu karar çıkınca Rum tarafı, Alman E. Forsthoff ve sekreteri Heinze’e aleyhine Türkler’den rüşvet aldıkları yolunda propaganda başlattı. Başkan Forsthoff, Makarios’a bir mektup göndererek 15 Temmuz 1963 tarihinden itibaren istifa etmiş olacağını belirtti.

Garantör devlet olan Türkiye, Makarios’un 1963’te Ankara’yı ziyareti sırasında anayasaya göre kurulmuş bulunan nizamdan kesinlikle tâviz verilmeyeceğini bildirdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi de 9-14 Ocak 1963 tarihleri arasında yaptığı müzakerelerde anayasanın Kıbrıslı Türkler aleyhine tâdil edilmesine karşı çıktı ve tam aksine güçlendirilmesi gerektiği yolunda karar aldı. Ayrıca Kıbrıslı Türkler’in Makarios’un insafına bırakılmayacağı açıkça ifade edilmişti.

Bütün bu uyarılara rağmen Makarios, tatbik kabiliyeti olmadığı yolundaki tezine dayanarak Kıbrıs anayasasını tâdil etme yolundaki tutumundan vazgeçmedi ve Kıbrıs’taki İngiliz yüksek komiserinin (büyükelçi) yardımıyla on üç maddelik tâdil tekliflerini hazırladı, bu teklifleri 30 Kasım 1963’te Kıbrıs Türk liderliğine, Türkiye’ye, Yunanistan ve İngiltere’ye takdim etti. Kıbrıs Türk halkının eşit kurucu ortaklık statüsünü ortadan kaldıran, Türkler’i basit bir azınlık durumuna düşüren tâdil teklifleri Türk toplumu ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetince reddedildi (6 Aralık 1963). Fakat diğer garantör devletler olan İngiltere ve Yunanistan’dan hiçbir ses çıkmadı.

Makarios, tâdil tekliflerinin lehine taraftar toplamak için Rusya’yı ve bağlantısız ülkeleri içine alan bir seyahate çıktı, Birleşmiş Milletler’de lehine üçte iki çoğunluğu sağlamaya çalıştı. Türkiye’nin on üç maddelik tâdil teklifini reddetmesinden on beş gün sonra 21 Aralık 1963’te Lefkoşe’de Tahtakale mahallesinde ve İnönü köyünde savunmasız Türkler katledildi. EOKA’cıların bu cinayetine karşı uluslararası kuruluşlardan hiçbir tepki gelmemesi üzerine 23 Aralık 1963’te, Lefkoşe’deki Türk halkını AKRITAS planına göre sekiz saatte imha etmek için Grivas kumandasında EOKA’cılarla Kıbrıs’taki Yunan alayına mensup askerler harekete geçti. Radyo ve posta, telefon, telgraf Makarios’un elinde olduğu, Türkiye büyükelçiliğinin telefon irtibatı kesilmiş bulunduğu için Türk halkının sesini dünyaya duyurması mümkün olmadı. Makarios bu hareketi dünyaya, “Türkler isyan etmiştir, tenkil harekâtı başlatılmıştır” sözleriyle ilân etti. Kanlı noel olayları başladı. Üç gün süren harekât sırasında Türkler doksan iki şehid verdi, 475 kişi yaralandı, pek çok kişi de kayboldu. 103 köy yıkıldı, 30.000 Türk göçmen durumuna düştü. 25 Aralık 1963 tarihinde Türk jetleri Lefkoşe semalarında ihtar uçuşu yapınca Makarios ateş kesme kararı aldı. Ancak 26 Aralık’ta Ayvasıl köyünde bulunan savunmasız Türkler topluca yok edildi. Kanlı noel olayları Türk tarafının can ve mal güvenliğinin bulunmadığını açıkça ortaya koydu. Fazıl Küçük ile Makarios’un ortak talebi üzerine İngiliz askerleri 30 Aralık 1963’te Lefkoşe’de Yeşilhat’a girdi. Böylece Kıbrıs bir bakıma kuzey-güney olmak üzere fiilen ikiye ayrılmış oldu.

Birleşmiş Milletler’in 4 Mart 1964 tarihli kararı ile Kıbrıs’a Birleşmiş Milletler barış gücü gönderildi. Bu feci olaylar karşısında garantör devletlerden olan Türkiye müdahale etmek istediyse de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 13 Mart 1964 tarihli toplantısı buna engel oldu. Bununla beraber Türkiye Büyük Millet Meclisi 15 Mart 1964’te gerektiği takdirde Kıbrıs’a müdahale etme kararı almıştı. Kanlı noel olaylarından sonra Makarios, 1 Ocak 1964 tarihinde yaptığı basın toplantısında Zürih ve Londra antlaşmalarını feshettiğini açıkladı. Meseleye barışçı bir çözüm bulunması için İngiltere 15 Ocak 1964’te Londra’da bir toplantı düzenlediyse de sonuç alınamadı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 17 Şubat 1964 tarihinde meseleyi ele aldı, fakat yine bir sonuca ulaştıramadı.

Makarios, Batılı ülkelere baskı yapmak amacıyla Rusya ile temasa geçti ve 24 Şubat 1964’te Rusya ile sivil havacılık anlaşması imzaladı. Bunun bir neticesi olarak 26 Şubat 1964’te Rusya ve Çekoslovakya, Birleşmiş Milletler’de Makarios lehine oy kullandılar. Makarios, mevcut askerî kuvvetlerine ilâveten 5000 kişilik özel polis kuvveti teşkil ederek bunların silâhlarını Çekoslovakya’dan sağladı.

1 Ocak 1964 tarihinden itibaren Makarios devlet bütçesinden Türk tarafına verilmesi zorunlu olan % 30 ödeneği kesti. Milletlerarası kuruluşlardan aldığı yardımlardan Türk tarafına pay vermedi. Birleşmiş Milletler’den istediği kararı çıkaramayınca adanın çeşitli bölgelerindeki savunmasız Türkler’e karşı saldırılara girişti. 14 Şubat 1964’te Limasol’da, 9 Mart’ta Baf’ta, 19 Mart’ta Gaziveren’de Türkler’e yapılan saldırılar karşısında Türkiye müdahale etmek istedi. Ancak Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Jhonson’un 5 Haziran 1964 tarihli mektubu ile Türkiye’nin müdahalesi önlendi. 6-9 Ağustos 1964’te General Grivas kumandasındaki Rum-Yunan askerleri Erenköy’e karşı karadan ve denizden saldırıya geçti. Türk tarafının bütün ikazlarına rağmen Birleşmiş Milletler barış gücü kumandanı General Timaya hiçbir tedbir almadı. Çok az sayıda üniversite öğrencisi ve Erenköylü Türkler bu saldırıya karşı koydular. 9 Ağustos günü Türk jetlerinin müdahalesi neticesinde durum sakinleşti.

15 Kasım 1967’de General Grivas kumandasında Rum askerleriyle Yunan tümeni mensupları yeniden saldırıya geçtiler. Hedeflerini Geçitkale ve Boğaziçi köyleri teşkil etti. Bu durum karşısında Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, garantör devlet olarak garanti antlaşmasının 4. maddesine göre müdahale hakkını kullanmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden yetki alıp Türk silâhlı kuvvetlerini güneye intikal ettirdi. Ancak Amerika Birleşik Devletleri başkanı bu defa da Dışişleri Bakanı Cyrus Vance’i özel temsilci olarak görevlendirdi. Vance, Ankara-Atina-Kıbrıs arasında mekik diplomasisi yaptı ve Türkiye’nin şartlarının büyük bir kısmını kabul ettirdi; böylece meseleye ikili görüşmeler yoluyla çözüm bulunması hususunda mutabakata varıldı.

3 Haziran 1968 tarihinde ikili görüşmelere Beyrut’ta başlandıysa da bir sonuca varılamadı. Makarios, daha sonra ENOSİS’i uzun vadeli mücadele taktiğiyle gerçekleştirme politikasını uygulamaya koydu. Yunan cuntası ise içeride prestijini kurtarmak için Kıbrıs’ı bir an önce ilhak etmek istiyordu, bu sebeple de Makarios’la araları açıldı. Makarios’un Yunanistan Cumhurbaşkanı General Gizikis’e gönderdiği 2 Temmuz 1974 tarihli mektupla Yunan askerlerinin adadan geri çekilmesini istemesi durumu büsbütün açığa vurdu. Bunun bir neticesi olarak 15 Temmuz 1974’te Yunanlı subaylar Makarios’a karşı EOKAB ile darbe yaptılar, bu arada Makarios’un öldürüldüğü radyolardan ilân edildi. Ancak Makarios kaçarak İngilizler’e sığınmış ve oradan Amerika Birleşik Devletleri’ne geçmişti.

Darbeden sonra cumhurbaşkanlığı koltuğuna Nikos Sampson oturtuldu ve 15 Temmuz 1974 günü Kıbrıs Helen Cumhuriyeti ilân edildi. Bu ise adı söylenmemiş ilhaktı. Makarios 19 Temmuz 1974’te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada, “Yunanistan Kıbrıs’ı işgal etmiştir. Adada çarpışmalar devam etmektedir. Yüksek binalara Yunan bayrakları asılmıştır. Tanklar caddelerde dolaşmaktadır. Ambulanslar hastahanelere yaralı taşımaktadır. Türkler de tehlike içindedir ...” demiştir. Bu ifadesiyle Makarios, Kıbrıs’ın Yunanistan tarafından işgal edilmiş olduğunu tescil ettirmiş oluyordu. İç savaşta ölmüş olanlar kimliklerinin tesbitine imkân verilmeden gömülmüş ve sonradan bunlar kayıp gösterilerek bunun suçu Türkler’in üzerine atılmıştır.

Nikos Sampson’un cumhurbaşkanı olması ve Makarios’un 19 Temmuz 1974’te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki konuşması Kıbrıs Türkleri’nin imha edilme tehlikesi içinde olduğunu ortaya çıkardı ve Türkiye’nin müdahalesini zorunlu hale getirdi. Ancak Türkiye, garantör devletlerden biri olarak İngiltere’ye ortak müdahale teklifinde bulundu, İngiltere ise bu teklifi reddetti. Bu durum karşısında Türkiye Cumhuriyeti hükümeti garanti antlaşmasının 4. maddesine dayanarak tek taraflı müdahale etmek zorunda kaldı ve 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Türk Barış Harekâtı’nı başlattı. 20-22 Temmuz günleri arasında Türk Silâhlı Kuvvetleri Kıbrıs’ta küçük bir bölgeyi tuttu. Türkiye’nin bu müdahalesinin yasal olduğunu, Atina Yüksek Mahkemesi 21 Mart 1979 tarihinde almış olduğu 2658/79 sayılı kararla da tescil etti. Barış harekâtının neticesinde Nikos Sampson iktidardan uzaklaştırıldı, Yunanistan’da cunta düştü. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararına uyularak 22 Temmuz günü saat 17’de ateşkes uygulandı. Türk tarafı ateşkese uyduysa da Rum tarafı ağır silâhlarla birçok Türk köyüne saldırılara başlayıp bazı köyleri işgal etti, pek çok Türk’ü esir aldı.

15 Temmuz darbesinden sonra İngiltere, garantör devletler arasında yapılacak görüşmelerle meselenin halledilmesini önerdi ve 20 Temmuz tarihli 353 sayılı Birleşmiş Milletler kararıyla garantör devletler 25 Temmuz 1974’te Cenevre’de toplandı. Tartışmalı görüşmelerden sonra 30 Temmuz 1974 tarihinde bir protokol imzalandı. Buna göre, 1. Bir güvenlik bölgesi kurulacak. 2. Yunan ve Rum askerleri tarafından işgal edilmiş bulunan bütün Türk köyleri derhal boşaltılacak. 3. Göz altına alınmış olan asker ve sivil personel ya mübadele edilecek veya serbest bırakılacak. 4. Kıbrıs’ta barışın sağlanması ve anayasaya uygun hükümetin yeniden kurulması için görüşmelere devam edilecek. Bu birinci Cenevre toplantısına katılan üç dışişleri bakanının yayımladığı bildiride, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Kıbrıs Rum ve Türk toplumu olmak üzere iki otonom idarenin var olduğu not edilmiştir” denilmiştir.

Cenevre Antlaşması Yunanistan tarafından olumlu karşılanmadı. Yunanistan’dan Kıbrıs’a çok sayıda takviye birliği, silâh ve cephane yola çıkarıldı. Bunun üzerine 8 Ağustos’ta ikinci Cenevre toplantısı yapıldı. Bu toplantıya Rauf Denktaş ile Glafkos Klerides de katıldı. Rumlar’ın oyalama taktiği üzerine 14 Ağustos 1974 günü II. Kıbrıs Türk Barış Harekâtı başlatıldı. 14-16 Ağustos 1974 tarihleri arasında yapılan bu harekâtla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bugünkü sınırları çizilmiş oldu. Türk askerlerinin ulaşamadığı Baf, Limasol, Larnaka gibi şehirlerde Türkler’e saldırılar düzenlendi ve toplu katliamlar yapıldı. Taşkent, Muratağa, Atlılar, Sandallar gibi yerlerde toplu mezarlar bulundu. 1975’te Bağımsız Kıbrıs Türk Federe Devleti ilân edildi. Kıbrıs müslüman Türk toplumu 1979’da İslâm Konferansı Teşkilâtı’na gözlemci toplum olarak kabul edildi. Daha sonraki siyasî gelişmeler karşısında 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu (bk. KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ).

KKTC: Kıbrıs adasında Türk toplumu tarafından 1983’te kurulan devlet.

Sınırları 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında ortaya çıkan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) adanın % 36’sını kapsayan kuzey bölümünde yer alır. Yüzölçümü 3355 km², nüfusu 200.000 (1997), nüfus yoğunluğu km² başına altmış kişi, para birimi Türk lirası, başşehri Lefkoşe’dir ( 42.493). Diğer önemli şehir ve kasabaları Gazimagosa (31.286), Girne (15.160), Güzelyurt (19.355) ve İskele’dir (5246; coğrafî durumu ve 1974 öncesi tarihi için bk. KIBRIS).

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilânı, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın ardından adanın siyasî durumuyla ilgili olarak yapılan görüşmelerin bir sonucudur. Türk tarafının 13 Şubat 1975’te ilân ettiği Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin yapısı adada federal bir çözüme gidileceği var sayımı üzerine kurulmuştu. Bu sebeple kuruluş bildirgesinde, nihaî amacın iki bölgeli bir federasyon çerçevesinde Kıbrıs Rum toplumuyla birleşmek olduğu belirtilmişti. Aynı amaç doğrultusunda Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı Rauf Raif Denktaş’ın 1977’de Rum lideri Makarios, ardından 1979’da onun yerine geçen Kiprianu ile yaptığı toplantılarda Kıbrıs’ta iki kesimli, iki toplumlu federasyon kurulması için ilke anlaşmasına varıldı. Fakat Rumlar, bu iki anlaşmanın gereğini yerine getirmeyerek siyasî eşitliğe dayalı iki kesimli federasyon çözümüne devamlı karşı çıktılar ve bunu yine milletlerarası platformlara taşıdılar. Birleşmiş Milletler’e başvurarak Kıbrıs’ın tamamında sadece Rumlar’ın hâkim olacağı bir düzenleme yapılması ve bunun baskı ile Türkler’e kabul ettirilmesi için uğraşıp çözüm yollarını tıkadılar.

Federasyon kapısının kapandığını, çözüm ümitlerinin ortadan kalktığını gören Türk tarafı, federe devlet şeklindeki yapısını bağımsız ve özgür bir devlet statüsüne çevirme gereğini duydu. Adada federasyona dayalı bir devlet düzeni bulunmadığına ve böyle bir devletin kurulması ümidi de kalmadığına göre Kıbrıs Türk Federe Devleti boşlukta kalmış, anlamını yitirmiş bulunuyordu. Bu sebeple 15 Kasım 1983’te federe devlet statüsü terkedilerek bağımsız, özgür Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilân edildi.

Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi, 15 Kasım 1983 günü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilân ederken aldığı kararda Kıbrıs Türk halkının ırk, millî menşe, din ve dil gibi farklara dayalı olarak insanlar arasında ayırım gözetilmesini, her türlü sömürgeciliği, ırkçılığı, baskı ve tahakkümü reddettiğini; Kıbrıs’ta, Doğu Akdeniz’de, Ortadoğu’da ve dünyada tam bir barış ve istikrarın, özgürlüğün, insan haklarının hâkim olmasını istediğini; Kıbrıs’taki iki halkın millî benliklerini koruyarak kendi kesimlerinde huzur ve güven içinde yaşamaya ve kendilerini yönetmeye hakları olduğuna inandığını; iki halkın aralarındaki sorunları eşit düzeyde müzakerelerle barışçı, âdil ve kalıcı bir çözüme ulaştırmasının mümkün ve zorunlu olduğu görüşüne sımsıkı bağlı bulunduğunu belirtmiştir. Bağımsızlık bildirgesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Birleşmiş Milletler ilkelerine, 1960 kuruluş, garanti ve ittifak antlaşmalarına bağlı kalacağı, Doğu Akdeniz’de barışın, istikrarın ve dengelerin korunmasını daima ön planda tutacağı, hiçbir askerî bloka katılmayacağı, Kuzey Kıbrıs’ı dünyada, Akdeniz ve yakın bölgelerde barışın hüküm sürmesine hizmet edecek bağımsız, bağlantısız bir barış ve huzur bölgesi olarak tutmaya azimli ve kararlı olduğu dünyaya duyuruldu.

Kıbrıs müslüman Türk toplumu 1979’da İslâm Konferansı Teşkilâtı’na gözlemci olarak kabul edilmiştir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni devlet olarak tanıyan ilk ülke Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Pakistan ve Bengladeş’in tanıma kararını Amerika Birleşik Devletleri ve Batılı büyük güçler engellemiş, Rum-Yunan girişimleri sonucunda Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve diğer dâimî üyelerinin desteğiyle Güvenlik Konseyi’nden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması aleyhinde bir karar çıkarılmıştır. Bu karara rağmen Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında 17 Nisan 1984’te karşılıklı olarak büyükelçi teâtisi yapılmış, diplomatik ilişkiler resmen başlatılmıştır. Kıbrıs Türk halkı ve liderliği kendi bağımsız, özgür devletine kavuşmakla beraber yine de adada iki ayrı devlete dayalı bir federal veya konfederal uzlaşmaya varılması kapılarını açık bıraktı. Cumhurbaşkanı Denktaş’ın girişimleriyle Birleşmiş Milletler genel sekreterlerinin gözetiminde iki kesimin uzlaşmasını sağlayacak yoğun arayışlar ve görüşmeler başlatıldı. Kıbrıs Türk ve Rum liderleri arasında yıllarca devam eden görüşmeler, Kıbrıs Türkleri’nin üniter bir Rum Devleti içinde azınlık konumuna indirgenmek istenmesi dolayısıyla sonuçsuz kaldı. 1990 yılında, Rum yönetiminin 1960 antlaşmaları ile anayasasına ve milletlerarası hukuka aykırı olarak Avrupa Birliği’ne bütün Kıbrıs adına tek yanlı olarak üyelik başvurusunda bulunması çözüm ve uzlaşma uğraşlarının önünü daha da tıkadı. Nitekim 1960 Garanti Antlaşması, Türkiye ve Yunanistan’ın birlikte üye olmadıkları herhangi bir siyasî veya ekonomik kuruluşa Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üye olamayacağını belirtiyordu. Ayrıca 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti anayasası Kıbrıs Cumhuriyeti’nin dışişleri, savunma ve güvenlik konularında Türk olan cumhurbaşkan yardımcısına veto hakkı tanımaktaydı. Avrupa Birliği komisyonu yasal yönlerini dikkate almadan veya incelemeden Kıbrıs Rum yönetiminin bu yasa dışı hareketine olumlu yaklaştı. Avrupa Birliği bu tutumu sonucunda, Rum tarafıyla üyelik müzakerelerini başlatmak ve hatta üyeliğin gerçekleşeceği yönünde beyanatlar vermek suretiyle Kıbrıs’ta iki ayrı yönetimin, iki ayrı devletin uzlaşmasını âdeta imkânsız hale getirdi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin devlet yapısı Avrupa demokrasilerine uygun ilkelerle serbest halk iradesine dayalı parlamenter sisteme göre oluşturuldu. Yetmiş kişilik kurucu meclisin hazırladığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti anayasası 5 Mayıs 1985’te halkın onayına sunulup kabul edildi. Ardından 9 Haziran 1985’te cumhurbaşkanlığı seçimi yapılarak Rauf Denktaş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı oldu. 23 Haziran’da yapılan genel seçimlere yedi siyasî parti katıldı ve seçilen elli milletvekili ilk cumhuriyet parlamentosunu oluşturdu. 1986’da yapılan yerel seçimler de demokratik kurallar içinde gerçekleşti.

Anayasaya göre cumhurbaşkanı devletin başıdır ve her beş yılda bir halk tarafından seçilir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti anayasasının esas ilkeleri insan hak ve özgürlükleri, hukukun üstünlüğü, kişilerle toplumun huzuru ve refahı temeline dayandırılmış olup Atatürk ilkelerine bağlı kalmayı hedeflemiştir. Anayasanın birinci maddesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin laik bir devlet, ikinci maddesinde ise resmî dilinin Türkçe olduğu belirtilir. Elli milletvekilinden oluşan Cumhuriyet Meclisi seçimleri beş yılda bir, yerel yönetim organlarının seçimleri ise dört yılda bir yapılır. Anayasa mahkemesi, yüce divan, yargıtay ve yüksek idare mahkemesi görevlerini yapan Kıbrıs Türk Yüksek Mahkemesi bir başkanla yedi üyeden oluşur. Başkan ve dört üye anayasa mahkemesi görevini, başkan ve iki üye veya sadece üç üye yüksek idare mahkemesi görevini yapar. Yargıtayın görev ve yetkilerini de Kıbrıs Türk Yüksek Mahkemesi yerine getirir (daha geniş bilgi için bk. ANAYASA [Kuzey Kıbrıs]).

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisi küçük ada ekonomilerinin özelliklerini taşır. Rum yönetiminin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne uyguladığı ekonomik ambargo ve 1994 tarihli Avrupa Birliği Adalet Divanı kararı ile tarımsal ürünlerini Avrupa’ya satmak imkânından yoksun bırakılmıştır. 2000 yılı itibariyle gayri sâfî millî hâsıla tutarı yaklaşık 680 trilyon Türk lirası idi. Büyüme hızı 2000 yılı için % 5,3 olarak belirlenmişti. Millî gelir 963,9 milyon Amerika Birleşik Devletleri doları, enflasyon % 55,3 oranındaydı. Son beş yıl zarfında gayri sâfî millî hâsıla içinde en büyük pay kamu hizmetlerine ayrılmıştır. Bunu ticaret, turizm, ulaştırma ve haberleşme sektörleriyle tarım ve sanayi izlemektedir.

Üretimde, ihracatta ve millî gelirin dağılımında en büyük sektör tarım sektörü olup tarım ülkenin sosyoekonomik yapısında önemli bir yer tutmaktadır. Ülke nüfusunun yaklaşık % 60’ı kırsal bölgelerde yerleşmiş olup toplam çalışan nüfusun % 25’i tarım sektöründe istihdam edilmektedir. Önemli tarım ürünleri, tahıl (arpa, buğday, nohut, fasulye), patates, karpuz, harup, zeytin, üzüm, narenciye ve Kıbrıs’a özgü peynir olan hellimdir. Hayvancılık da ülkenin ihtiyacını karşılayacak düzeydedir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde sanayi faaliyetleri hafif sanayi dalında, özellikle de gıda alanında gelişmiştir. Sanayi ürünleri gıda, içki, tütün, dokuma, giyim, ayakkabı, mobilya, kâğıt ve ilâçtır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisinin bir ada ekonomisi özelliklerini taşıması, doğal kaynaklarının yetersizliği ve adanın nisbeten az yağış alması sebebiyle üretim ve tüketim dışa bağımlıdır. İhracatın ithalâtı karşılama oranı % 15-30 arasında değişmektedir. İthalâtta tüketim malları ağırlıktadır. İthalât ve ihracatın yapıldığı ülkelerin başında Türkiye, Avrupa Topluluğu ülkelerinden Birleşik Krallık ve Almanya, EFTA ülkeleri, Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri gelmektedir. Başlıca ihraç malları narenciye, patates, işlenmiş tarım ürünleri, gıda ve konfeksiyondur. Başlıca ithal malları ise makine ve mekanik cihazlar, gıda sanayii ürünleri, bitkisel ürünler, mineral maddeler, kimyasal sanayi ürünleridir. 2001 verilerine göre ithalât tutarı 272 milyon dolar, ihracat tutarı ise 34,6 milyon dolardır.

Turizm sektörü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisinin lokomotifidir. Sektör 1990 yılına kadar önemli gelişmeler göstermiş, 1990’da ülkeye gelen turist sayısı 300.810 kişiye, turizm gelirleri de 224,8 milyon dolara yükselmiştir. 1990 yılı sonlarında başlayıp 1991 içerisinde etkisini gösteren iç ve dış olumsuzluklar sebebiyle turizm gelirlerinde önemli düşüşler olmuştur. Turizmin canlandırılması için alınan önlemler olumlu sonuçlar vermeye başlamıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gelen turist sayısı % 21,5, turizm gelirleri ise % 14 oranında artmıştır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin en önemli deniz ulaşım kapıları Gazimagosa Limanı ile Girne Turizm Limanı’dır. Gazimagosa dış ticaret limanı olup burada bir de serbest liman bölgesi bulunmaktadır. Türkiye ile düzenli deniz ulaşımı Mersin-Gazimagosa, Taşucu-Girne ve Alanya-Girne hatlarında yapılmaktadır. Ercan ve Geçitkale havaalanları Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni dış dünyaya bağlar.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde nüfusun 113.540’ı (% 56,6) şehirlerde, 87.047’si (% 43,4) köylerde yaşamaktadır. Yıllık nüfus artışı % 1,1’dir. Nüfusun % 99’unu Türkler oluşturur.

2001-2002 öğretim yılı verilerine göre Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti genelinde ilköğretime bağlı seksen yedi ilkokul, on sekiz anaokul, dört özel eğitim okulu, orta öğretime bağlı olarak da otuz okul vardır. Yüksek öğretim kurumları ise Atatürk Öğretmen Akademisi, Doğu Akdeniz Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi, Girne Amerikan Üniversitesi, Yakındoğu Üniversitesi, Lefke Avrupa Üniversitesi ve Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi’dir.

Kaynak: Alasya, Halil Fikret, "Kıbrıs", DİA, C. 25, s. 380-383.
Gazioğlu, Ahmet C., "Kıbrıs", DİA, C. 26, s. 516-519.

 

Üst Alt