Neler Yeni

Türk – Osmanlı İmparatorluğu Hakkında Bilgi

ELFDaily 

#code
Yönetici
1354’te Veliaht – Şehzade Süleyman Paşa, Gelibolu Yarımadasına ayak bastı. Bu, bir akın değil, bir yerleşme seferiydi.

Şehzade, Bizans imparatorunu düşmanlarından korumak için 1349’dan beri Rumeli’ye çıkmıştı. Fakat 1354’te gaye, Gelibolu Yarımadasını alıp Çanakkale Boğazı’nın iki yakasını tutmaktı.

Osmanoğulları’nın yarım yüzyıllık hayali gerçekleşti; Türkler, islâm dinini kabul ettikten sonra ilk defa olarak, yurt kurmak gayesiyle Avrupa’ya ayak bastılar.

Bu hâdise Avrupa tarihinin de dönüm noktalarından biridir.

Bundan sonra Osmanlı Devleti, Anadolu birliğini tekrar kurmak için uzun bir tarihî mücadeleye girişti.

Avrupa’daki Türk sınırını Macaristan’a yaklaştırmış olan I. Murat (1362 – 1389), ancak Kuzeybatı Anadolu’ya sahipti.

Oğlu Yıldırım Bayezit (1389- 1402), Anadolu birliğini temin etti. 1391’de bir hamlede Saruhan (Manisa), Aydın, Germiyan (Kütahya), Hamid (İsparta), Teke (Antalya) beyliklerini fethederek Akdeniz’e çıktı.

Osmanoğulları’nın Karadeniz ile Akdeniz arasında
uzanmaları, onları eskisinden çok daha güçlü kıldı.

1391’de Şile’yi alan Yıldırım, Boğaz’ın Asya kıyılarım tuttu ve İstanbul’u kuşattı. Sonra Trabzon Rum İmparatorluğuna kadar Karadeniz kıyılarını, Orta Anadolu’yu fethetti; Osmanoğulları’nın amansız rakibi Karamanoğulları’nın devletini ortadan kaldırdı.

Fırat’a ve Toroslar’a kadar Anadolu birliği sağlanmıştı. 1362’de Orhan Gazi’nin 102 000 km2 olarak bıraktığı Osmanlı Devleti, 1389’da 460 000, 1402’de 920 000 km2 olmuştu.

Doğu Türk Hakanı Timur’un darbesi, Anadolu birliğini dağıttı ve Osmanlılar’a yarım yüzyıl kaybettirdi. Timur, Anadolu’ dan çıkarken, Osmanlıların ortadan kaldırdıkları bütün beylikleri diriltmisti.

Osmanoğullan bile aralarında saltanat için 11 yıl (1402-1413) mücadele ettiler. Osmanlı saltanatını ellerinde birleştiren Çelebi Sultan Mehmet, Anadolu beyliklerinden birçoğuna yüksek hâkimiyetini tanıttı.

Fakat Karaman Devleti, büyük rakip olarak ortada duruyordu. Oğlu II. Murat 1421’de tahta geçtiği zaman, 550 000 km2 lik bir devlete sahipti. Bu hükümdarın saltanatı büyük mücadeleler içinde geçti, isyanlar bastırıldı, dış düşmanlar alt edildi.

Fâtih Sultan Mehmet, istanbul’u alarak başkent yaptı, iznik, Konya, Bursa, Edirne’ den sonra istanbul, Türkiye’nin en uzun müddet mevkiini muhafaza eden başkenti oldu. Karamanoğulları dahil^Türk beyliklerini ortadan kaldıran Fâtih, Toroslar’a ve Fırat’a kadar Anadolu birliğini kurdu.

Fakat Türkiye’nin bugünkü Anadolu sınırları ancak Yavuz’un fütuhatı ve Kanuni’nin ilk fetihleri ile XVI. yüzyılın ikinci çeyreğinde elde edildi. Bu sıralarda imparatorluğun sınırları Orta Afrika’dan ve Orta Avrupa’dan geçiyordu.

III. Murat devrinde (1574-1595), Türkiye imparatorluğunun sınırları — tabi devletlerle beraber — 20 milyon km2 yi buldu.

XVII. yüzyılın ilk yarısındaki Celâli isyan ve ihtilâllerine rağmen, Anadolu’nun kültür ve iktisat düzeni hızla yükseldi, imparatorluğun beşiği ve güc kaynağı olan Anadolu, dünyanın en zengin ve müreffeh bölgelerinden biri olmak durumunu muhafaza etti.

Konya, Bursa, Amasya, Sivas, Erzurum, Kütahya, Manisa gibi büyük şehirler, gerçek birer kültür merkezi halinde kaldı, iktisadi faaliyet çok canlı idi.

Geniş ölçüde imar gören Anadolu, büyük ticaret yollarının üzerindeydi ve Asya ile Avrupa arasındaki geniş hacimli transit ticaretinden fevkalâde zenginleşmişti. Anadolu’da, Avrupa devletlerinde olduğu gibi esir köylü (serf) yoktu.

Hür olarak zamanının en üstün tekniği ile toprağını işliyen köylü, müreffehti. Toprak hukuku, devletin birinci derecede ehemmiyet verip ele aldığı mevzu idi.

Devrin her türlü sanayii Anadolu’da mevcuttu.

Anadolu tersanelerinde, Avrupa devletleri hesabına ticaret ve savaş gemisi bile yapılıyordu. Türk parası, cihana hâkimdi.

Türkçe, Atlantik’ten Hindistan’a kadar geçen bir dil, bir «lingua franca» idi. Bilhassa İstanbul’da, ki cihanın en büyük şehriydi, düzinelerce ticaret gemisine sahip büyük Türk armatörleri vardı.

Bunların Hindistan’da, Venedik gibi Avrupa’da transit ticaretinin toplandığı limanlarda büyük ticarethaneleri, hattâ hususi haber alma teşkilâtları vardı.

Osmanlı imparatorluğu, tarih boyunca Türkler’in kurduğu en muazzam siyasi teşekküldür. 6 bin yıllık tarihte ancak Roma ve Britanya imparatorlukları, devamlılık, teşkilât azameti ve cihan devleti olma bakımından Türk – Osmanlı imparatorluğu ile mukayese edilebilir.

Tarihte Türk – Osmanlı Devleti derecesinde bayındırlığa önem veren hiçbir devlet gösterilemez.

Osmanlıların, Anadolu’nun ücra köylerinde, Macaristan’ın köşede kalmış kasabalarında, Cezayir’in çöl üzerindeki vahalarında cami, umumi hamam yaptıkları görülmüştür.

Mühim şehirler, bir âbideler meşheri idi. İstanbul ve ondan hemen sonra Bursa ile Edirne, başta geliyordu, içtimai yardım müesseseleri ve ticaretle ilgili yapılar pek çoktu.

Yüzlerce odalı ticaret hanları, kervansaraylar, yüzlerce, hattâ binlerce dükkânı içine alan çarşılar, binlerce kişiye yemek dağıtılan, hattâ gece misafir kabul eden imaretler vardı.

Azınlıklar, ki imparatorluk nüfusunun ekseriyetini teşkil ediyordu. Türk milletinin tarihî tolerans esprisinin muhteşem himayesi altında mesut ve müreffehti.

XVIII. yüzyıl sonlarında, bir müddetten beri donmuş olan imparatorluk enerjisi zayıfladı. Türkiye, 3 yüzyıldan fazla bir zamandan beri muhafaza ettiği dünyanın birinci devleti derecesinden düştü.

Hele XIX. yüzyıl başlarında, derebeyliklerin türemesi ve merkeze olan bağlılığın birçok eyaletlerde zayıflaması, iktisadi hayatı felce uğrattı ve kültür merkezlerinin birbirleriyle alâkasını kesti.

Bunlardan daha mühimmi, Avrupa’da buharın sanayie tatbiki inkılâbını zamanında iktibas edemiyen Anadolu, o zamana kadar ihracatçı iken, makine sayesinde çok ucuza mal edilen Avrupa sanayi mamullerini satın almak vaziyetine düştü. Bu korkunç rekabet, Türk sanayiini mahvetti.

II. Mahmut ve Tanzimatçılar derebeylikleri kaldırıp merkezin otoritesini iyice kuvvetlendirdiler, birçok iktisadi yenilikleri iktibas ettilerse de, Avrupa’nın dev hamlelerine yetişmek kabil olmadı.

Büyük sermaye terakümünü temin edemiyen devlet, geniş yatırımlar için Avrupa’ya muhtaç kaldı. Avrupa, Türkiye’nin uçsuz, bucaksız eyaletlerini paylaşmak azmindeydi. Bu azim, Türkiye’nin bütün çabalarını sonuçsuz kıldı ve devlet, gittikçe gücsüzleşti.
 

Üst Alt